Yeniden… ne güzel kelime aslında. Yeniden başlamak, yeniden sevmek; hayatındaki karanlığın içine doğan bir güneş gibi. Doğan o güneşle her şeye yeniden başlamak… İnsan en çok kendine yabancılaştığı anda doğuyor bazen. Sanki daha önce yaşanmış her şey, içimde ince bir tortu bırakmış gibi; ne tamamen silinmiş ne de olduğu gibi duruyor. Birinin elini yeniden tutma fikri bile ürkütüyor ilk başta. Çünkü insan, bir kez kırıldıktan sonra aynı yerden sevilmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor.
Korkuyor ve bu korku en çok kırıldığı yerden doğuyor. Kaçmak, kendini korumak istiyor. Aynı şeylerin yaşanmaması için kendini kapatmaya çalışıyor. Ama karşısındaki o gözler.. Ah o gözler onun her şeye yeniden başlamasına yetecek kadar güzel bakıyor. Gözleriyle seviyor adeta. Konuşmasına bile gerek kalmıyor, kalbindeki sevgi gözlerinden bir bir okunuyor.
Bir bakışın içtenliği, bir cümlenin sıcaklığı… İnsan yeniden hissetmeye başladığında korkularını bir bir kenara atıyor. Yeniden sevmenin o tatlı telaşını en derinlerde hissediyor. Yeniden birini görmek için sabırsızlanıyor. Yeniden birinin sesini duymak için zamanın hızla geçmesini bekliyor.
Ve sonra fark ediyorsun; kalbin aslında hiç vazgeçmemiş. Sadece susmuş, sadece biraz dinlenmiş. O sesi duyduğunda, o bakışla karşılaştığında yeniden atmaya başlıyor eskisinden daha sakin ama daha gerçek bir şekilde. Bu kez acele etmiyor, bu kez her anın kıymetini bilerek seviyor. Çünkü biliyor, her şeyin bir zamanı, her sevginin bir olgunluğu var.
Yeniden sevmek, belki de en çok kendine inanmak demek. Kırılmış yanlarını inkâr etmeden, onlarla birlikte sevebilmek. Ve bir gün, hiç beklemediğin bir anda, içindeki o karanlığın yerini yumuşacık bir aydınlığa bıraktığını görmek… İşte o an anlıyorsun; yeniden, sadece bir başlangıç değil, içinde sakladığın sevginin en duru hâli.