Yine bir kasım sabahı, gözlerimi açtım sensiz.. Uykudan uyanmış, sersem halimle çıktım dışarı. Rüzgâr ağacın yapraklarını savurmuş, toprak yola. Yerler, sapsarı yapraklarla dolu. Her adımımda çatır çutur sesler geliyor, yapraklardan. O sararmış yapraklara bakıyorum. En güzel halleri değişiveriyor her basışımda üzerlerine. Kırılışları, parçalanışları oluveriyor birden bire. Tıpkı, yüreğim gibi. Senden kopuşlarım! Benliğimden uzaklaşıp, gözümden düşmeme benziyor, toprak yola savrulan yapraklar. Senin gelişlerinde ki kalbimi ezişlerin.. Yüreğimin amansız feryatları, amansız çığlıkları... Teker teker birbirimizden kopuşlarımız.. Kırılışlarım, parçalanışlarım ve bir bina gibi yıkılışlarım.. Kendim olmaktan çıkışlarım.. Bir film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden, geçmişimde kalan o korku dolu sensiz anlar.. Ben nasıl gelmişim bu hale? Kasım’ın vermiş olduğu karanlık bulutlarla dost mu olmuşum, sensizlikte? Nerde benim gülen yüzüm? Gözümde ki o sevinç ışığı nerede? Ben, ben olmaktan çıkmışım. Kim olmuşum ben? Sen mi olmuşum? Yüreğimdeki sen tüm vücudumu mu kaplamış? Bir sen mi yaratmış, benden habersiz? Nasıl olmuş? Nasıl farkına varamamışım sevdam? Hata yapmışım… Ben yanlış hapı içip kendimi ölüme sürüklemişim. Yanlış ilacı almışım yüreğime... Defalarca içişlerim olmuş ‘aşk’ denilen o hapı. İntihar sebebim olmuş belki de. Elime almışım bir avuç aşkı. Açmışım ağzımı, atmışım ağzıma. Arkamdan ağlayacak kişileri düşünmeden. Kendi kuyumu kendim kazmışım, atıvermişim kendimi içine. Dibinde hangi timsahın olacağını düşünmeden.. Gireceğim iki metrelik mezarı hesaplamadan yem etmişim kendimi gözü doymak bilmeyen, aç timsahlara..