Ve ben,
heybemde taşıdığım her şeyin
yol bitince değersiz olduğunu anladım.
Bir ömür boyu biriktirdiğim kırgınlıklar,
savunduğum haklılıklar,
uğruna geceler harcadığım kavgalar...
Hepsi yolun sonunda
avuçtan kayan kum misali dağıldı.
Meğer insanın yükü eşyası değilmiş,
kalbinde taşıdığı eksikliklermiş.
Bir çift güzel söz söyleyemediği insanlar,
sarılmaya geç kaldığı dostlar,
özür dilemeye gururunun izin vermediği anlar...
Asıl ağırlık onlarmış.
Yol uzarken servet küçülüyor gözünde,
makam bir gölgeye dönüşüyor,
alkışlar sessizliğe karışıyor.
Geriye yalnızca bıraktığın izler kalıyor;
bir yetimin duasında,
bir annenin gözyaşında,
bir dostun hatırasında...
Şimdi pencerenin ardından geçen ömre bakıyorum.
Ne kadar hızlı geçmiş meğer.
Daha dün koşarken yetişemediğim hayat,
bugün durup beni bekliyor sanki.
Anladım ki;
insan yolculuğun sonunda
yanına hiçbir şey alamıyor.
Ne altınlar, ne unvanlar, ne de gururlar...
Sadece sevdiği kadar kalıyor dünyada,
ve sevildiği kadar yaşamaya devam ediyor.
Bu yüzden ey gönül;
heybeni hırsla değil merhametle doldur,
çünkü yolun sonunda
değeri olan tek şey,
insanın insana bıraktığı sevgidir...