İnsan, yürüdüğünü zanneder…
Oysa çoğu zaman sürüklenir.
Hevesle çıktığı yollar, güvendiği omuzlar, tutunduğu sözler bir bir eksilirken,
kalabalıklar içinde yapayalnız kaldığını sanır.
İşte tam orada başlar hakikat konuşmaya.
Yol uzadıkça yük hafifler.
Çünkü insan anlar ki;
taşıdıklarının çoğu kendine ait değildir.
Kırgınlıklar, beklentiler, “ben sanmıştım”lar…
Hepsi yolda dökülür.
Ve geriye sadece yürüyen bir kalp kalır.
Bir gün fark eder insan:
Ne yol sandığı kadar karmaşıktır,
ne de yoldaş sandıkları vazgeçilmez.
Adımlarını atan O’dur,
düştüğünde kaldıran O,
durduğunda bekleyen O.
İnsan anlar ki;
yol da Allah’tır, yoldaş da.
Çünkü herkes gider ama O kalır.
Herkes susar ama O işitir.
Herkes vazgeçer ama O terk etmez.
O yüzden artık yol korkutmaz insanı.
Karanlık geceler bile emanet olur.
Çünkü bilirsin:
Nereye gidersen git,
hangi kapı kapanırsa kapansın,
yürüdüğün her adımda Allah vardır.
Ve bu idrakle yürüyen insan,
yalnız değildir.
Sadece kalabalıktan arınmıştır.