Gözlerimde bir nehir akıyor sessiz,
dalgaları yorgun, kıyıları çatlak.
Dışarıdan bakanlar “Surat asıyor” diyor,
oysa ben içimde bir ormanı gömdüm,
yaprakları düşmüş, dalları kırık.
“Yoruldum” kelimesi yetmiyor artık,
o kadar ağır ki, dilimde taş gibi duruyor.
Herkes gülümsememi arıyor eski yerinde,
ben ise aynada bir yabancı görüyorum,
göz altlarında mor bir hafızanın gölgesi.
Kimse bilmiyor,
gecelerin beni nasıl içtiğini,
sabahların nasıl sırtıma bindiğini.
Dostlar “Ne oldu?” diye soruyor yüzeyden,
cevap veremiyorum;
çünkü yorgunluk,
artık bir duygu değil,
benim yeni halim oldu.
Hafız,
bu yorgunluk öyle derin ki,
kökleri ruhuma dolanmış.
Görmeyenler sadece kaş çatışımı görsün,
ben içimde sessizce
bir yıldızı söndürüyorum her gece.
Ve yine de yürüyorum.
Çünkü yorgunluk da bir tür sadakat,
hayata karşı sonuna kadar.
Gözlerimdeki o perdeyi
ancak aynı yorgunluğu yaşayanlar anlar…
Geri kalanlar,
sadece “surat astı” der geçer.